
Dünya denilen sürgünde açarsın gözlerini.. İstesen de istemesen de sana verilen hayat vardır artık... Sevinçlerin, dostlukların, yaşadığın heyecanların yansımasıdır hayat. Bazen tek başınalığın, yalnızlığın, uzaklarda olmanın bir yansımasıdır hayat..
Ama yine de güzel, yine de yaşanmaya değer hayat..
Bazen yorulduğumuzu hissederiz, hiç birşey aslında istediğimiz gibi gitmiyordur. Suçu sırasıyla kendimize, çevremizde ki insanlara ve Tanrıya atarız. Hepsi aslında hayattır, isyan ederiz. Doğrudur bir bakıma, yaptığımız seçimler yüzünden belki de hayat istediğimiz gibi gitmiyordur. Hep isyan hep isyan.. Bir çok defa isyan ederiz. Ama kimse bunlardan ders çıkartmasını bilmez. Aslında yaptığınız hatalardır sizi olgunlaştıran. Belki bir büyüğünüzün yada dostunuzun sözünü dinleseydiniz yaptığınız hatadan dolayı pişman olmayacaktınız. Fakat sizin tercihiniz buna sebep oldu diye isyan etmenize gerek yoktur. Nasıl ki yarım bardak suya bakaran, yarısı dolu yada yarısı boş diyebilirseniz hayatta böyledir işte, yarısı ya doldur yada boştur. Siz tercihiniz ile yol ayrımında karşınıza çıkabilecek sonuçları öğrendiğiniz için mutlu olmalısınız. Belki istediğiniz bu değil fakat yaşanabilecek birşeydi bu ve yaşandı.
Hiç birşey için geç değildir. Zaman geri döndürülüp yaşanmış bir şey yaşanmamış gibi olamaz fakat kaybettiğinizi düşündüğünüz herneyse onu geri kazanabilirsiniz.
Kaybettiğiniz şey bir miktar para olabilir, kariyerinizde yükselmenize yarayacak bir fırsat olabilir veya en yakın dostunuz.. Belki bambaşka birşey. Her halukarda size verilen bir hayat var, isteseniz de istemeseniz de... Hayatın ikamesi olmaz, yerine bir başka şey konulamaz. Yediğiniz yemek gibi bazen acıdır bazen tatlı bazen de mayhoş. Önemli olan karnınızı doyurmanız. Hayata karşı olan bağlılığınız ve inancınızdır sizi olduğunuz yerde yükselten. Unutmayın ki her ne konuda olursa olsun, hedefinize giden basamakları çıktığınız gibi inmesini de bileceksiniz. Buna her zaman hazır olun, çünkü ummadığınız bir gerileme size hayal kırıklığı olarak dönebilir. Eğer siz hazırsanız, bilirsiniz ki tekrardan kendinizi toparlayıp, ayaklarınızı daha sıkı basarak çıkabileceksinizdir o basamakları.
Hayatta herşey insanlar içindir
Hayatta her şeyin insanlar için olduğunu bilirseniz, başınıza gelen kötü olayları, acıları, üzüntüleri olgunlukla karşılayabilirsiniz. Hayatın size karşı adaletsiz davrandığını düşünmeden, kendinize acımadan, olduğu haliyle kucaklayabilirsiniz hayatı. Acısıyla tatlısıyla.
Böyle yaptığınız zaman ilerleyebilirsiniz ancak...
Hayatın dört penceresi varmış. Birincisi, bilemeden geldiğin Dünyada anlamadan baktığınmış. İkincisi hayatını, yaşamını birileriyle paylaşmaya çalıştığınmış. Üçüncü pencere ise sevdiklerini uğurladığın, istemeden arkada kaldığınmış. Dördüncü pencere ise yorgun bedeninle vedalaştığın, anılara karıştığınmış...
Bir de hayatın renkleri vardır tıpkı pencerler gibi. Aslında bu pencerelerde bu renklere tabidir. Mesela ilk pencere toz pembedir. Şeker pembesidir aslında, çocuk olduğumuz o dönemlerde ki pembeden. Sorunların olmadığı, isteklerin gerçekleştiği ve şu anda herkesin bakmak istediği penceredir. Sana vaat edilen hiç birşey yoktur ama bahşedilen bir hayat vardır. Anlamazsın, bakarsın sadece öyle merakla. Öğrenmek için can atarsın.. O zaman da bazen acıdır bazen tatlı. Bilmeden sıcak suya dokunursan canın yanar.. İlk defa gördüğün renkli boncuk gibi şeyleri ağzına attığın da ise içinde kelebekler uçar ve her bayramda istersin o şekerlerden.
İkinci pencere biraz daha mavi ile yeşildir. Tanımışsındır bir çok şeyi. Hayatın sana getirdikleri dışında çevrendeki oluşumlara ayak uydurursun. Gençliktir Mavi olan ve olgunlaştıkça durgunluğun rengi biner üstüne, yeşil olursun. Yeşil güvendir, güvenmeyi öğrenirsin ve bazen mutlu eder bu güven seni bazen de acı verir, güvenin kırıldı diye. İkinci penceredir sana gerçekleri gösteren, isteyerek yada istemeyerek aldığın bu hayatla tanışırsın. En bıçkın yıllarındır ikinci pencere, yapamayacağın şey yoktur neredeyse, yada yapabileceğin hiçbir şey yoktur.
Üçüncü pencere ise daha bir kırmızıdır. Olgunluğun had safhaya vardığı noktadır. Ya birer birer kaybedersin toz pembeyi, maviyi yeşili yada geç kalmışsındır o tadı yaşamak için. Sana en çok koyan bu pencereden bakmaktır. Kimi bakmak bile istemez, küser hayata, kimi ise bilir hayatta hiç birşey için geç kalınmayacağını.. İşte bahsettiğimiz de bu, umudunu yitirme...
Dördüncü pencerenin renkleriyse çok farklıdır herkes için. Kimisi için koyu mavi, kimisi için koyu yeşil ve malesef kimileri içinde zifiri karanlık bir siyahtır. Malesef diyorum çünkü hayatın ilk üç penceresinden öyle hızlı geçmiştir ki, bu son pencerenin de böyle hızlı geçeceğini sanmıştır. Dördüncü pencere zamanın durduğu fakat bir o kadar da hızlı geçtiği penceredir. Bir sandalye de kaybettiğiniz değerleri, yaptığınız hataları düşünmek zorunda kalırsınız...
Ne kadar zor gelir yalnızlık. İsyan edersin hayata fakat elinden hiç birşey gelmez. Ya yerinden kalkacak takatin yoktur yada elinden tutan bir kul. En çok da gençliğine yanarsın bu pencereden bakarken. "Hayata neden daha sıkı tutunmadım" dersin fayda etmez. Sürekli sorarsın kendine, "Neden denemedim" diye fakat cevap bulamazsın.. "Ben nerde yanlış yaptım" diye sormak ise nafiledir çünkü artık bunu düzeltecek zamanın da yoktur.

Zaman öyle hızlı geçer ki bugün aslında düşündüğünüz gün olmadığını fark edersiniz defalarca. Daha dün ilk pencereden bakarken aslında son pecereye yaklaşmış olursunuz. Her ne kadar kabul etmesenizde büyüdüğünüzü, çoktan geçmiştir zaman su misali. Yalnız ve çaresiz bir halde kalırsınız. Hiç birisi değil de insana koyan, yaptığı seçimlerdir en çok düşündüren. Acaba böyle yapmasaydım şimdi nasıl olurdu sorusudur korkutan.
Bu yüzden hazır zamanınız varken, son pencerede gelmeden kaybettiğinizi düşündüğünüz şeyleri kazanmak için, seçmediğiniz diğer yolu seçin. Geç kaldığınızı düşünmeyin, eğer o son pencerede değilseniz çabalamak için, kazanmak için unutmayın ki asla geç kalmış sayılmazsınız. Son pencerede bile olsanız umutsuzluğa kapılmayın. Yaptığınız seçimler sizin doğrularınızdır, yanlış sonuçlar verse bile. Bunu siz istemişsinizdir ve sonucuna katlanırsınız. Kabullenmek, en büyük ilaçtır zamandan sonra. Kabullenirsen zamanla iyi hissedersin ve daha iyi bir sonuç için tekrar ayağa kalktığın da herşey daha güzel olacaktır.
Hayat, bir koşu gibidir. O son pencereye kadar düşsenizde, yorulsanız da koşmak size hayatın her rengini görme fırsatı verecektir. Bir daha asla tadamayacağınız acı tatlı binlerce hatıra yükleyecektir omuzlarınıza. Asla bıkmadan yorulmadan, hayatınız da ki yanlış diye düşündüğün herşeyi düzeltme fırsatını kaçırmayın. Hayat yoluna önünüze bir çok yol ayrımı da çıksa, bir çok kavşaktan da geçseniz bilin ki varacağınız nokta aynı yerdir. Denemediğiniz yolları denemek, tek başınıza başladığınız bu maratonu dostlarınızla bitirmenize hiç birşey engel olmasın. Eğer o yolda birşey kaybettiyseniz, diğer yolu deneyip onu alabilirsiniz.
Yeter ki isteyin, inandıktan sonra kazanamayacağınız hayat yoktur.