Bir yaprak savruldu gecenin ayazında,
Bildik yerlerde hiç durmadan,en uzağa, en kimsesizliğe ve en belirsizliğe.
Tıpkı böyle bir gecenin karanlığında ,yaprağı savurup atan rüzgar misali,
Dedem ayrıldı aramızdan.
Bu sabaha karşı saat 04:00 sularında durmuş dedemin kalbi. Onca doktorun müdahalesine rağmen yorgun bedeni artık yaşayamacak kadar yorulmuştu ki biz alel acele hastahaneye giderken son bir kez daha canlı göremedik onu. Saat 04:10 gibi aradılar hastahaneden. Kalbi durdu dediler 04:15 de neredeyse varmak üzereydik hastahaneye. Uçarak gidiyordum resmen. O hastahaneye daha önce bir kez daha bu kadar hızlı gitmiştim şimdi bir kez daha. 04:18 de hastahaneye girmek üzereyken bir kez daha çaldı telefon, başınız sağ olsun dediler, kaybettik. Müdahaleye cevap vermiyor dediler...
04:20 de oradaydık. 2.Kat Dahiliye kliniği koridorunda bir sedyede tamamen örtülü birisi yatıyordu, çevrede doktor ve çalışan ekipler. "o mu" dedik, "evet" dermişcesine başlarını eğdiler. Babam hemen açtı yüzünü, gözleri kapalıydı yine, uzun zamandır kapalı olduğu gibi ama bu sefer ağzı da kapalıydı dedemin. Üstelik nefes de almıyordu.. Babamı o kadar üzgün görmemiştim daha önce, babasını kaybetmişti, bende dedemi...
1339 Doğumluydu dedem, ölüm belgesi imzalanırken nufüs cüzdanında yazan. Rumi takvime göre yazmışlar.. Yani 1923 doğumlu, 88 yaşındaydı.Cumhuriyetin kuruluşu ile aynı yıldı, en az Cumhuriyetimiz kadar köklüydü. Tam bir İstanbul beyfendisiydi..
Polonezköye gömülmek istediğini söylerdi hep. Şimdi de öyle olacak, Polonezköy´e gömülecek. Mekanın cennet olsun dedem, hakkında yazılacak o kadar çok şey var ki, şu son zamanlarında çok yanında olamadık ya, şimdi o na yanıyorum işte...
Huzur içinde yat dedem...
